Üretken yapay zeka çağında mimari obje/süjede gerçeklik ve hakikatin yeni temsil alanı olarak jeneratopya
Künye
Kabakoğlu, Ayni Deniz. Üretken yapay zeka çağında mimari obje/süjede gerçeklik ve hakikatin yeni temsil alanı olarak jeneratopya. Yayınlanmamış doktora tezi. Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025.Özet
Üretken yapay zeka teknolojilerinin mimari üretim süreçlerine entegrasyonu, mimarlık disiplininde köklü bir dönüşüm başlatmıştır. Bu dönüşüm, geleneksel tasarım paradigmalarının sorgulanmasını gerektirirken, insan eylemliliği ve teknolojik araçların rollerinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle Yeni Gerçekçilik (New Realism) perspektifinde obje ve süje kategorilerinin yeniden değerlendirilmesi, mimarlık ve sanat alanında yeni bir estetik anlayışının ortaya çıkmasına olanak tanımaktadır. Üretken yapay zeka, hem bireysel hem de kolektif yaratım süreçlerini teşvik ederek estetik objelerin ve yaratıcı süreçlerin oluşumunda merkezi bir rol üstlenmektedir. Mimarlık disiplini, tarihsel olarak estetik ve işlevselliği birleştiren bir alan olarak tanımlanırken, yapay zekanın yükselişi bu alandaki yaratım süreçlerini radikal bir biçimde dönüştürmekte ve yeni metodolojilerin gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda geliştirilen ‘jeneratopya’ kavramı, üretim süreçlerinin ve temsil potansiyellerinin mekansal ve düşünsel boyutlarını incelemektedir. Jeneratopya, fiziksel ve dijital mekanın iç içe geçtiği, gerçeklik ve hakikatin sürekli yeniden üretildiği bir düzlem olarak tanımlanmakta; süje ve obje arasındaki heterotopik ve hibrit ilişkileri vurgulamaktadır. Oluşturulan bu teorik çerçeve, üretken yapay zekanın mimarlık disiplinine sunduğu yeni olanakların anlaşılmasına katkı sağlamakta; estetik deneyimlerin yeniden tanımlanması ve yeni yaratım pratiklerinin geliştirilmesi için önemli ipuçları sunmaktadır. The integration of generative artificial intelligence (GAI) technologies into architectural production processes has initiated a radical transformation in the discipline of architecture. While this transformation necessitates the questioning of traditional design paradigms, it also necessitates the redefinition of the roles of human agency and technological tools. Especially in the context of New Realism, the re-evaluation of object and subject categories allows a new aesthetic understanding to emerge in the field of architecture and art. Generative AI plays a pivotal role in shaping aesthetic entities and creative processes by catalyzing both individual and creative collective endeavors. While architecture has traditionally been
defined as a field that integrates aesthetics and functionality, the emergence of artificial intelligence is profoundly altering its creative processes and paving the way for the development of novel methodologies.
The concept of ‘genetopia’ developed in this context, examines the spatial and intellectual dimensions of production processes and the representational potential. The concept of ‘Genetopia’ is defined as a plane where physical and digital space are intertwined and reality and truth are constantly reproduced. It emphasizes heterotopic and hybrid relationships between subject and object.This theoretical framework contributes to the understanding of the new possibilities that generative artificial intelligence offers to the discipline of architecture. It offers important clues for the redefinition of aesthetic experiences and the
development of new creative practices.